Adam Mickiewicz Müzesi

 

Tarlabaşı Serdar Ömer Caddesi, Tatlı Badem Sokak, No: 23’te, Polonya’nın Goethe ile, Byron ile bir tutulan şairi Adam Mickiewicz’e adanmış bir müze olduğundan kaçımız haberdarız acaba?

Şairliği ön plana çıksa da, Adam Mickiewicz aslında aynı zamanda tiyatro oyunları ve denemeler de yazmış olan bir siyasi aktivist olarak tarihte iz bıraktı. Komşu devletler tarafından parçalanmış Polonya’da 1798’de doğan şair, tüm yaşamı boyunca ülkesinin hürriyeti için mücadele etti. Bu soylu mücadele onu 32 yaşında topraklarından uzaklaşmaya ve bir daha hiç geri dönmemeye mahkum etti.

Edebiyattaki romantik akımın Polonya edebiyatındaki en güçlü temsilcisi olan Adam Mickiewicz neredeyse tüm eserlerinde ülkesinin bağımsızlığını ve  ezilmişlerin feryadını dile getirdi ve özgürlük aşkıyla yanıp tutuşan tüm Polonyalıların duygularına tercüman oldu. Onu bu kadar ünlü, bu kadar güçlü ve bu kadar değerli kılan da buydu.

Sürgündeyken gittiği her ülkede Polonyalıların örgütlenmesi için faaliyet gösteren Adam Mickiewicz, 22 Eylül 1855’te, sürgün hayatı yaşayan Polonyalılarla tanışmak üzere Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’a geldi. Görür görmez etkilendiği İstanbul için hemen şu dizeleri kaleme aldı:

Zirvede bu ne kızıllık! Yangın mı var İstanbul’da?

Yoksa, boz gece kaftanını üzerine çektiğinde,

Doğa denizine yelken açan denizciler var ya,

Onlar için mi astı Allah, bu fenerleri gök kubbe içine?

Daha geleli henüz birkaç ay olmuşken koleraya yakalanan ünlü Leh şair, 26 Kasım 1855’te, daha 57 yaşındayken, İstanbul’da bugün kendi adını taşıyan bir müzeye dönüştürülmüş olan evde dünyaya veda etti.

Cenaze alayında, Polonyalılar, Sırplar, Dalmaçyalılar, Karadağlılar, Arnavutlar, İtalyanlar, Bulgarlar ve daha birçok millete mensup kalabalıklar vardı. Dönemin usulüne uygun olarak, ünlü şairin iç organları bugün müze olan binanın bodrumuna gömüldü; tahnit edilen cenazesi İstanbul’a gelmeden önce edebiyat profesörü olarak görev yaptığı Paris’e gönderildi. 1890’da ise, Paris’teki mezarı açılarak, kemikleri Polonya’ya, hasret kaldığı ülkesine gönderildi.

Ben, yolum bu müzeye düşünceye kadar hiç duymamıştım adını bu hürriyet adamının… Utandım aslında…. Siyah beyaz fotoğraflar eşliğindeki hikayesini bu müzede öğrenip, simsiyah bir odadaki sembolik mezarının başına geldiğimde, duyulmalı, bilinmeli demiştim… işte bu satırlarda onu yapmaya çalıştım…

adam-mickiewicz-muzesi-1