Divan Oteli

Konuk yazarımız Mesut Ilgım, bize eski Divan Oteli’ni anlattı.

 

….Her kurumun, kuruluşun mutlaka bir tarihi vardır. Bazıları kamuya malolmuştur çokça bilinir, bazıları ise daha az. 15 sene süreyle üst düzey yöneticiliğini yaptığım Divan Oteli de ilk kategoriye girenlerden.

Otuzbeş sene çalıştığım Koç Grubu’nda, Divan en son görev yerimdi. Ondan önceki senelerde bana yılbaşını nerede geçireceksin diye soranlara verdiğim klasik cevap “Divan”da olurdu. Aslında bundan kastım evin salonundaki divandı. Ama 1986 senesinde bu gerçek oldu ve senelerce eşimle birlikte yılbaşlarını Divan’da geçirdik. Ancak davetli olarak değil de, yönetici olarak !

Divan’ın hikayesi ilginçtir. Aslında ilk haline Vehbi Koç tarafından karar verilip yapıya başlanılması, o tarihlerde Ankara’dan İstanbul’a göç etmiş Koç ailesinin fertlerini bir çatı altında toplamak amaçlıydı. Giriş katında, Ford otomobillerinin sergileneceği bir galeri olacak, üst katlarda da ailenin yerleşeceği daireler.

Gel gör ki, 1958 senesinde, İstanbul’da çok önemli uluslararası bir toplantı olacaktır ve o senelerde İstanbul’daki beş yıldızlı otel sayısı yeterli değildir. Birkaç sene evvel açılmış Hilton Oteli yanısıra, Park Otel, Perapalas gibi büyük otellerde ihtiyaca yetmemektedir. Dönemin yöneticileri, Vehbi Koç’u ikna ederler ve proje otele dönüştürülür.

Yetmişli senelerin sonlarına doğru da Divan Oteli’nin hemen arkasına bitişik, o senelerin ünlü erkek terzisi İzzet Ünver’in, Ünver Oteli de satın alınacak ve iki otel birleşitirilecektir.

Bu arada Divan’da kullanılan döner kapı, o senelerde İstanbul’da yaptırılan ilk döner kapıdır. O senelerde İstanbul’da ciddi su sıkıntısı vardır. Kapıyı görenler önce şaşırırlar ama sonra bir dedikodu yayılır İstanbulda : “Vehbi Koç çok akıllı bir adam. Öyle bir kapı yaptırmış ki oteline, insanlar geçtikçe, aşağıdaki bir kuyudan, üst katlara su basılıyor!”

Nihayet son etap da 2008 senesi sonlarında gerçekleşir. İki otel yıkılır ve yerinde bugünkü modern ama geleneksel ve klasik çizglilerini hala muhafaza eden Divan Otel’i çıkar ortaya.

Benim sizlere bu yazı ile aktarmak istediklerim ise, ben ve ben yaştaki İstanbulluların anılarındaki Divan. Yani konuğu olmanın, pastane, cafe ya da restoranında; ya da o çok ünlü Pub veya barında oturmanın önemli bir “prestij simgesi” olduğu Divan. İstanbullu entellektüellerin, yazar çizer takımının, ya da dönemin ünlü politikacılarının lafladıkları Divan…

Divan her zaman sektörde ilk’lere imza atmış bir kurum olagelmiştir; Fransızların dediği gibi lider kuruluştur. İşte o özelliğinin altını çizen birkaç örnek sizlere.

Her zaman sanata ve sanatçıya ayrı bir yer tanınmıştır Divan’da. Geçmişte de, bugün de Divan’ın içinde pek çok sanatçının orijinal eserlerine yer verilmiştir. Daha binaya girmeden sizleri bir İlhan Koman karşılar.

İçeriye girdiğinizde de Mustafa Pilevneli’ler, Jale Yılmabaşar’lar, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Necdet Kalay, Balkan Naci İslimyeli, Füreyya Koral, Gencay Kasapçı…

Senelerce Divan’ın mimarlık işlerini yürüten kişi rahmetli dostum Abdurrahman Hancı’nın Pastane kısmındaki bir yenileme sürecinde seramikçi Füreyya Koral gelir otele, Abdurrahman Bey ile bir şey konuşmaya. Pastanenin cafesinde oturup konuşurlar. Bir kış günüdür.

Daha sonra Abdurrahman Bey Füreyya Hanım’ı kapıdan uğurlarken kapının hemen karşısındaki – o ünlü – Gezi Park’ının ağaçlarından birden binlerce sığırcık havalanıp gider başka ağaçlara konar.

Aynı anda biribirilerine bakarlar ve Füreyya Koral söze başlar: “Apti, şimdi ben bu sığırcıkları seramik bir panoya dönüştüreceğim, onlar oradan kalkıp, pastanenin döner kapısından içeri girecekler, ve tezgahların arkasındaki duvara konacaklar.” İşte o pano, o gün kararlaşıtırılır ve de kısa bir süre sonra hayata geçer.

Bunlar ilk aklıma gelenler.

Bir de isimsiz kahramanlar var. Örneğin pek çok ince marangozluk işlerini yapan kişi, çoook seneler evvel Kurtuluş’taki ünlü Psalti atölyelerinden yetişmiş Hayık Usta gibi. Ya da isimleri şu anda aklıma gelmeyen pek çok cam, pirinç ve de tombak ustası.

Zaman içinde pek çok da ünlü isim ağırlanmıştır Divan’da. İlk aklıma geliverenler Alman yazar Friedrich Dürrenmatt, Fiat ve Ford ailesinin büyük isimleri, Enrico Macias, Peppino di Capri, hatta Japon veliaht prensi Ohia.

Yanlızca o kadar mı ? Ya şu isimlere ne demeli. Bunlar da altmışlı yetmişli yılların o çok ünlü buluşma noktası Kehribar Bar’ın gediklileri :

Doğan Nadi, Attilâ İlhan, Ali Koçman, Altan Öymen, Aydın Boysan, Aydın Bolak, Bedii Faik, Şevket Rado, Abdi İpekçi, Baki Süha Ediboğlu, Nadir Nadi, Erol Simavi, Orhan Boran, Çetin Altan, Feyyaz Tokar, Hasan Pulur, Necati Zincirkıran, Ümit Yaşar Oğuzcan, Yaşar Kemal, Talat Orhon, ve daha şu anda aklıma gelmeyen niceleri.

Hadi bu yazıyı noktalamadan sizlere Divan ile bütünleşmiş, Divanla anılır olmuş ünlü bir isim, Divan’ın efsanevi barmen’i Avni Salbaş’ın hikayesini dinleyelim:

“Ellili senelerin sonlarında Divan Oteli’ne geçtim. Garson olarak başlamak istedim. Patronlarım daha yüzünde tüy bitmemiş, ne garsonluğu diyerek beni şef komi yaptılar. Bazen 36 saat durmadan çalıştığım olurdu. Otelin açılışına hazırlanırken yedi kilo verdim. Otel açıldı. Daha açılmadan garsonluğu hak ettim, papyonu taktım.

Birkaç ay sonra barı hareketlendirmesi için bir kurban arıyorlardı. Beni seçtiler. ‘Benim barda ne işim olur, içkinin tadını tuzunu bilmem’ dedim, dinlemediler. Üç gün sonra baktım, tam bana göre. Hilton’a gide gele barmenliği kaptım, müşteri toplamaya başladım. Bir sene sonra barı çalışır hale getirdim. İkinci senenin sonunda Hilton’la yarışır hale gelmiştik.

Barı Doğan bey (Nadi) ile birlikte kalkındırdık. Doğan Nadi geliyor diye gelmeye başladı gelenler. Üç-dört kişi gelirdi başladığımızda. Sonra 200’e kadar çıktı. Bara sığmaz, lobiye taşardık. Kimler gelmezdi ki… Bütün Babıali bizdeydi. Erol Simavi, Abdi İpekçi, Çetin Altan, Bedii Faik, Mücap Ofluoğlu, Fikret Hakan, Orhan Boran, Cüneyt Arkın, Ekrem Bora, Sadri Alışık, Ayhan Işık, Ajda Pekkan, Müzeyyen Senar…

Divan kendi evim, dükkanım gibiydi. Vehbi Koç beyefendi “Sen patronsun” derdi bana, çok hoşuma giderdi. Ama bazı prensip meseleleri yüzünden 1971’de Divan’ı bıraktım. Vehbi bey Londra’daydı o sırada, yoksa mümkün değil bırakmazdı. Hiç istemezdim ama bitişikteki Ünver Oteli’ne geçtim. Divan’daki sıcaklığı bulamayınca bıraktım, kendi yerimi açtım; Pub Avni.
Gelenler takım elbiseli olurdu genelde.

Hanımlardan en şık Gönül Yazar’dı. Erol Simavi de çok şıktı. Bir müşterim vardı; Turgut Kartal, Ayaspaşa’da bir çiçekçiden taze karanfil getirttirip takardı yakama her gün…”

 

Share