Tersane-i Amire

Bir Fener sakini olarak, “Tersane” en sevdiğim karşı komşum.
Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u aldıktan 2 yıl sonra kurduğu Tersane-i Amire, Yavuz Sultan Selim Dönemi’nde bugünkü görkemli halini almış. Genel adı Haliç Tersaneleri olsa da, aslında Kasımpaşa’dan Hasköy yönüne doğru Haliç, Camialtı ve Taşkızak Tersanelerini içine alan bir kompleks burası. Yaklaşık 70.000 m2’lik bir alana yayılıyor. Müthiş korunaklı ve merkezi konumu nedeniyle Bizans Dönemi’nde de buranın -aynı boyutta olmasa da- tersane olarak kullanıldığı biliniyor.
Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nden, Avrupalı yazar ve seyyahların kitaplarına, hikayeleri, tarihi ve efsaneleriyle yazılı tarihe kaydolmuştur Haliç Tersaneleri.
Kamusal bellekteki yeri, kentsel peyzajın içindeki önemi ve oluşturduğu endüstriyel miras ile İstanbul’un bence en değerli alanlarından biri. 6 asırdır aynı yerde gelişimini, üretimini sürdürmüş, dünyanın yaşayan en eski tersanesi. İlgilenenlerin, Türkiye’nin denizcilik tarihiyle ilgilenen tek tarih profesörü İdris Bostan’dan tersanenin tarihini dinlemesini öneririm.

İşte bu tersane şu anda yaşamla ölüm arasında gidip geliyor.

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’nın 2013’te açtığı ihale sonucu 49 yıllığına, o büyük iş adamlarından birine kiralanan tersane alanı için, yine o çok orijinal projelerden biri hayal ediliyor: iki yat limanı, 5 yıldızlı iki otel, kongre merkezi, cami ve tabii bir o kadar kutsal AVM. Söz konusu proje alanı sözümona Haliç Tersanesi’ni kapsamıyor, sadece Camialtı ve Taşkızak’ın alanlarını “dönüştürüyor”.(İstanbul şehir hatları vapurlarının üretim, bakım ve onarımları ise hala Haliç Tersanesi’nde yapılıyor)

Ancak etrafındaki tüm kentsel dönüşüm projeleri ve tersanelerin geri kalanına yapılacak müdaheleleri hesaba katınca, Haliç Tersanesi’nin akıbetini tahmin etmek çok zor değil.

Gökhan Tan, Atlas Dergisi 2013 Ağustos sayısında sürecin gelişimini ve içindeki tüm anlamsızlıkları pek güzel anlatmıştı (Tersane-i Amire, Fatih’in mirasını satmak)

İstanbul’daki her “boş” arsaya aynı gözü kapalı iştahla bakan yatırımcılar, para kazanmak için AVM-rezidans-otelden başka bir seçenek olduğunu bir gün görebilecekler mi, bilinmez.

Rantabilitenin sadece içinde bulunduğumuz düzenin bilinen ve kolaycı formülleriyle değil, vahşi olmayan, şehri öldürmeyen, tam tersi elindeki değerleri ortaya çıkaran çözümlerle de elde edilebileceği ve bu tip bir yatırımın uzun vadede daha çok para, itibar ve anlam kazandıracağı gerçeği ne zaman devletin ve o büyük yatırımcılarının aklının köşesinde yer etmeye başlayacak, işte o zaman İstanbul üzerindeki kitsch giysileri atmaya, zerafetini hatırlamaya bir adım atacak.
Tersanenin teknolojisinin yenilenerek bir kısmının faaliyetine devam etmesi, bir bölümünün denizcilik tarihi müzesi haline getirilmesi, bir kısmının dünyadaki örneklerinde görebileceğimiz gibi sanatsal ve fikri üretim-sergileme alanına dönüştürülmesi, tüm bunların İstanbullu’ya denizle daha yakın ve özel bir ilişki sunacak kamusal bir kıyı düzenlemesi ile ele alınması… yapılabilecek ne çok şey var.
İstanbul, içi boşaltılmamış otantik değerlerini anlayarak, anlatarak, bu değerlerin zaman içindeki doğal evrimine karşı durmadan onları geliştirerek ve dönüştürerek “iyi” turizm yapmaya elverişli ve bir o kadar da aç.
not: Yönünü keşke’lerden aksiyona doğru değiştirmek isteyenler için, Haliç Tersaneleri’nin geleceği ile yakından ilgilenen, buraya yapılması planlanan “Haliçport” projesine istikrarla karşı duran ve tersanenin kamu yararına bir oluşum ve değişimle geleceğe taşınması için çalışan bir grup var: Haliç Dayanışması (halicdayanismasi@gmail.com)
Yazan: Beste Kuşçu
Share