Yeşilköy’ün Röneparkı

Yeşilköy’e yolu kırk yılda bir düşenler bile bilir Rönepark’ı. Buluşacağınız yeri Rönepark’a göre tarif edersiniz, öylesine işlemiştir Yeşilköy’ün dokusuna. Benim gibi tüm çocukluğu, ilkokul yılları Yeşilyurt-Yeşilköy’de geçmiş olanlar için, hatta Belgrad Ormanı gibidir anılarda, öğretmenlerinizle bahar günlerinde piknik yapmaya gittiğiniz, ağaçlarla kaplı kocaman bir alan, denize bakan bir yalıyarın üzerine kurulu…

Tabii bu anlattığım 25-30 yıl öncesinin Rönepark’ı… Günümüz Rönepark’ı koca ekranlarda futbol maçlarının yayınlandığı, ağaçların seyrelip aralarına tartan zeminli oyun alanlarının kurulduğu, garip müziklerin biteviye bir tempo ile çaldığı, hayvanat bahçesine benzer bir düzenek ile tavuskuşlarının, ördeklerin, değişik tavukların arz-ı endam eylediği, hafta sonları iğne atsan yere düşmeyecek bir kalabalıkla dolan, her türlü seyyar satıcının tezgahlarından yayılan kokuların açık havada bile birbirine karıştığı, köşelerde çin yapımı malların satıldığı bir curcuna yeri…. Temizlikten nasibini almamış çatal, bıçak, tabak, bardaklarla taş çatlasa 3-4 çeşitten oluşan “serpme kahvaltı”yı, en azından makul bir bedel ödeyerek ve Marmara Denizi’nin güzel manzarası önünde (o da tabii eğer deniz tarafında masa kaldıysa) yaptığınız bir mekan bugün Rönepark….

Adı bir gariptir, lunapark diyememişler, dil dönmemiş de Rönepark mı olmuş diye sorardım hep kendime…

Benim gibi merak edenlerdenseniz, o zaman sizi şöyle 1940’lara doğru götüreyim…  Yeşilköy Parkı burasının adı, ağaçlarla kaplı bir yeşil alan, Marmara Denizi’ne bakan upuzun bir sahil önünde. İçinde Yeşilköy yerlilerinden Mösyö Röne’nin gazinosu var. Gazino deyince, gözünüzün önüne şu gelsin: basit bir kır gazinosu, ortasında büyük bir dans pisti, tahtadan masalar ve sandalyeler, yanında hemen bir park, parkın ortasında bir havuz, akşam oldu mu hoparlörlerinden Tino Rosi’den Münir Nurettin’e her türlü müziğin yayıldığı naif bir mekan. Sadece Yeşilköy’den değil, İstanbul’dan genç çiftlerin akın ettiği, saatlerce dans ettiği, gündüzleri denize girdiği, akşamları çayırlara yatıp yıldızları seyrettiği, herkesin gelmek, vakit geçirmek için can attığı bir yer….

Bugün ne o kır gazinosundan, ne de o naif topluluktan eser var geride…. Ama Mösyö Röne’nin adı, baki kalmış onlarca yıl sonrasına, plastik bir panonun üzerinde de olsa…..

ccc

Share